24 Eylül 2010 Cuma

Ronnie O'Sullivan vs Stephen Hendry - World Open


İki yaşayan snooker efsanesinin maçında galip gelen, 3-1'lik skorla Roket oldu..
İlk iki frame hızlıca bitti, iki oyuncu da iyi oyun ortaya koyarak paylaştılar frameler'i. Ama 3. framede işler biraz değişti. Hani derler ya, altın tepside sundu, aynısı geçerliydi bu iki oyuncu için. Resmen bir Ronnie hata yaptı, bir Hendry. Hele Roket'in kaçırdığı, sağ siyah cebin hemen dibindeki bir kırmızı vardı ki, herkesi gerçekten şaşırttı. Roket'i bırakın, ortalama bir bilardo oyuncusunun bile zorluk çekmeden yapabileceği bir pottu. Sonunda, frame'i kazanan Ronnie oldu. Son framede de Hendry'nin açılışından sonra ıstakayı eline alan Ronnie iyi bir seri yakaladı, küçük bir hata yaptı ama Hendry daha büyüğünü yapınca sazı tekrar eline aldı ve maçı kazanmasını bildi.
Maç beklendiği kadar heyecanlı olmasa da (tabi bunda maçın süresinin çok kısa olması (5 frame üzerinden) ve turnuvanın çok da sonlarında olmamamız önemli), maçın sonunda herkesin dikkatini çeken bir görüntü vardı. Aralarında sorun olan Hendry ve O'Sullivan, dostça, güleryüzlü bir şekilde bir diyaloga girdiler, sonra da selamladılar seyircileri. Hiçbir zaman iyi değildir bir sporun en yüksek değeri olan sporcuların arasında anlaşmazlık olması, oyuncuların oyunu kazanmak için değil de bir diğerini mağlup etmek için oynaması.
Konuyu değiştirmeden, aralarındaki sıkıntının nedenini de anlatayım... Turnuvayı ve yılını hatırlamıyorum, ama Hendry ve O'Sullivan karşılaşıyor bir maçta. O'Sullivan o zamanlarda şu an olduğundan da psikopat, en inanılmaz potu bile deniyor, ki zaten oyuna bakış açısı normal snooker oyuncularından çok daha farklı. Stephen Hendry ise eski snooker geleneğinin temsilcilerinden, bütün geleneklere saygılı, ve oyun yıllar önce nasıl oynanıyorsa Hendry de aynı özellikleri taşımaya çalışıyor bugün. Neyse, O'Sullivan masada. Çok kolay gözüken bir kırmızıyı kaçırıyor. Normal bir snooker oyuncusunun ne yapmasını beklersiniz? Belki bir iki saniye şok olmuş şekilde topa bakar, ama ondan sonra usulca yerini oturur ve buzlu suyunu içer. O'Sullivan ise bir anda ıstakasını bırakıp frameden çekiliyor. Tabii bu hem seyircilerden, hem hakemden, en önemlisi de Hendry'den ciddi bir tepki alıyor. O zamandan beri de bu snooker sporunun iki zıt kutbu olarak tabir edilebilecek iki oyuncusunun arasındaki bu sorunun devam ettiği söyleniyordu.

21 Eylül 2010 Salı

Kuzey Londra Derbisi Öncesi







İNGİLTERE CARLING CUP - TOTTENHAM v ARSENAL 21.45




Bugün o günlerden biri... Londra'da, özellikle şehrin kuzeyinde hayat tamamen durur, bir maça odaklanır... Arsenal - Tottenham.




İki takım arasındaki rekabet, 1900'lü yılların başına dayanıyor. Arsenal'in stadını Highbury'e, yani White Hart Lane'in (Tottenham'ın stadı) yaklaşık 6-7 kilometre kadar yakınına taşıması bir nevi mahalle rekabetine yol açıyor. Ama asıl fitili ateşleyen başka bir olay. 1919 yılında, birinci ligin 22 takıma çıkarılması kararına varılıyor. Yani bu 2 tane ekstra takım için yer demek oluyor. O sırada ligde 20 takım var, ve düşmesi kesinleşen takımlar 19. Chelsea ile 20. Tottenham. İkinci ligden de çıkan iki takım kesin var. Mantık olarak Chelsea ve Tottenham'ın ligde tutulması gerekirken, federasyon Chelsea'nin kalma başvurusunu kabul ediyor ve diğer yeri başvuruya açık bırakıyor. 20. Tottenham, 2. lig üçüncüsü Barnsley ve 2. lig altıncısı Arsenal, Wolves, Nottingham Forest gibi takımlar başvuruyor. Oylama sonucunda, bu ekstra kontenjandan birinci lige dahil olan takım Arsenal oluyor ve doğal olarak, Spurs taraftarları çileden çıkıyor ve Arsenal'i o zamandan itibaren can düşmanı belliyorlar.




Tabii yıllar geçtikçe, Arsenal Tottenham'dan daha çok başarı kazanıyor. Ama bu süreçte bu rekabet hiçbir şey kaybetmiyor, son 60 yılda toplamda sadece 1 sezonda bu iki ekip aynı ligde bulunmuyorlar ve durmadan birbirlerine karşı maç oynuyorlar.




Taraftarlara bakacak olursak, Tottenham taraftarı ligin en yüksek ses çıkartan 2. taraftarı. Arsenal taraftarı ise tam tersi, hatta eski stadları Highbury ses azlığından dolayı "Library", yani kütüphane olarak anılmaktaydı :) Arsenal taraftarlarıysa Tottenham'ın başarısızlığıyla 2003'ten beri her yıl St. Totteringham's Day adlı bir olayla dalga geçmektedirler. St. Totteringham's Day, her yıl Arsenal'in ligi Tottenham'ın üzerinde bitirmeyi garantilediği gün olarak bellenmiştir. Bu arada bir istatistik, Tottenham son 20 yılda sadece bir kez ligi Arsenal'in üzerinde bitirebilmiş.




Günümüze gelecek olursak, yine maçtan önce medyayı kullanarak taraflar birbirlerini kızıştırmaya çalışmakta. Önce, Rafael Van Der Vaart bir adım attı. Spurs'ün yeni transferi, milli takımdan takım arkadaşı van Persie'yle hep bu maçı konuştuklarını, bu derbinin önemini anladığını ve Spurs'ün Arsenal'den daha büyük bir takım olduğunu açıkladı. Ülkemize uyarlayacak olursak, Dia'nın çıkıp Fenerbahçe Galatasaray'dan büyüktür demesine denk geliyor diyebiliriz :) Bugünse düşen bir haber, Arsenal'in yeni transferlerinden Chamakh'ın derbide ne olursa olsun oynamak istediğiyle ilgiliydi. Wenger, Carling Cup'ta genelde genç oyuncuları oynatır, ve bu senede farklı bir şey yapacağını gösteren bir şey yok henüz. Ama Chamakh, ne olursa olsun böyle mükemmel bir atmosfere sahip bir maçı kaçırmak istemediğini belirtti.




Takımların şu anki durumuna bakarsak, Arsenal ligde namağlup 2. sırada, Chelsea'nin arkasında ve çok formdalar. Son maçta ligin zor deplasmanlarından Sunderland'e karşı 90. dakikada yedikleri golle berabere kalsalarda, futbolları hala dünyanın göze en hoş gelen futbolu. Tottenham'sa iki galibiyet iki beraberlik bir yenilgi ile 5. sırada.




Maçın sanırım Türkiye'de yayını yok, o yüzden internete mahkum gibi gözüküyoruz. Umarım güzel bir maç olur ve sonunda Arsenal kazanır :)

19 Eylül 2010 Pazar

Neydin, ne oldun Nihat...



Şu vuruşla coşturmuştu hepimizi... çok değil, 2 yıl önceydi bu tablo. Top ayağına gelince herkes heyecanlanıyor, rakip takımı korku sarıyordu... Şimdi öyle mi? Nihat topu aldığında artık tam tersi bir reaksiyon oluşyor rakip takımda. Eminim ki, bugün Fenerbahçeli birçok kişi Nihat'a top geldiğinde bir rahatlama hissetmiştir. O hisleri de onları haksız çıkarmamıştır, çünkü Nihat Kahveci, 2 sene önce bizi EURO 2008'de sırtlayan Nihat Kahveci, bugün, geçen 2 senede olduğu gibi oyuna hiçbir şey katmadı...


Oysa İspanya'ya gitmeden önce, gittikten sonra son senesi dışında hem Sociedad'da, hem de Villarreal'de etkili oldu. Ama o yaşadığı sakatlıktan sonra, kariyeri büyük bir düşüşe geçti... Beşiktaş'a geri dönmesi belki kariyer düşüşü olarak açıklanmaz da, geçen yıl, ve bu yıl şu ana kadar gördüğümüz performansı hiç ümit verici değil... Beşiktaş'ın sağ açıkta yabancı sınırlamasına takılmayan daha iyi bir alternatifi olsa, kesik yemesi kesin gibi... 31 yaşında olmasına rağmen, sanki 40 yaşındaymış gibi oynuyor... eğer performansını düzeltemezse, sene sonunda Beşiktaş yönetiminin kendisiyle mutlaka bir görüşmesi olacaktır. Çok değil, 3 yıl önce destanlar yazdığı Haziran ayında...

Ekşi Sözlük'ten iki alıntıyla tamamlamak istiyorum bu yazıyı. Bilenler bilir, Nihat Kahveci başlığının ilk sayfalarında oyuncu hakkında methiyeler düzülürken, şimdi iki tane entry var ki, BJK taraftarının durumunu iyice açıklıyor, bizi de biraz guldurerek:

641. tek kelimem var kendisine. git. (the x files)
642. iki kelimem var kendisine. birisi git. (tarfear)

19.09.10 - Fenerbahçe 1-1 Beşiktaş | Güiza Ruhu Fenerbahçe'nin Peşinde



Fenerbahçe, Süper Lig'de en iyi derbi oynayan takım. Adamlar ne kadar kötü durumda olurlarsa olsun, rakibi ne kadar iyi giderse gitsin maçını kazanıyor, en azından kaybetmiyor. Hatta bazen öyle şeyler oluyor ki, rakibi bir anda düşüşe geçiyor, kendisi de şahlanıyor (mesela geçen sezonki Galatasaray maçı).

Bu sefer Fenerbahçe kazanamadı, ama kaybetmedi. Maç boyunca çok pozisyon yakaladılar, ama şanssızdılar diyelim. Zaten genelde bu şansları bize tutuyor, Dia'nın kaçırdığı o pozisyonları bizim karşımızda yakalayınca, mutlaka atıyorlar. Her neyse, bence Fenerbahçe Beşiktaş'ı elinden kaçırdı. Çok ciddi pozisyonlar yakaladılar, hele hele Dia'nın 79. dakikada yakaladığı ve kaleciyle teke tek iken aşırtma denediği pozisyonu başka herhangi bir forvet (belki Güiza dışında) gole çevirirdi. Ancak oyun boyunca üstün olan tarafın (özellikle 2. yarıda) Fenerbahçe olduğunu söyleyemeyiz. Top daha çok Beşiktaşlılar'ın ayağındaydı, ancak onlar da çok üretken olamadılar. Sonuçta aslında Fenerbahçe'nin hakettiği bir maçtı ama futbol bu, adaleti yok, Beşiktaş o kısa sürede 2.yi de bulabilirdi, Fenerbahçe farka da gidebilirdi.




Fenerbahçe'de Dia bence en etkili oyuncuydu. İlk yarı soldan, ikinci yarı sağdan rüzgar gibi uçtu resmen. Topu ileri taşımayı becerdi, hele sonlarda takım kontraya çıkarken inanılmaz etkili oldu. Bitiriciliğini geliştirebilirse Fenerbahçe için inanılmaz yararlı olacağı aşikâr. Volkan da orta karar bir performans gösterdi, ama sakatlığı onu bir süre oynatmayabilir. Maçta oynamaya devam etti, ama o an ısınılmış durumda olunduğundan o sakatlık çok da ciddi etkisini göstermez, sonradan kendini belli eder. Lig TV'de dizinin şişliğini gösterdi. Zaten sakatlığından sonra rahatça ilk hamlede kontrol edebileceği bir iki topu sektirdi, bunu gören Beşiktaşlıların uzaktan dan-dun vurmayı denemesi lazımdı, hele üretken olamadıkları dakikalarda.


Beşiktaş'ta ise günün en iyisi kanımca Ernst'ti. Kendisinden beklenilmeyecek kadar hücuma yararlı destek verdi, savunmada da görevini yerine getirdi. Beşiktaş'ı Guti iflas ettiğinde atakta tutan isimdi. Beşiktaş'ın en merak edilen isimleri Guti ve Quaresma'ysa maç boyunca çok da etkili olamadılar. Guti golünü attı penaltıdan, hatta penaltıya götüren pası da attı ama oyunu daha çok domine edebilirdi diye düşünüyorum. Quaresma'ysa istediği topları bir türlü alamadı.

Beşiktaş'ta değinilecek iki oyuncu daha var. Biri İbrahim Üzülmez. Kırk yıllık sol bek, belki de hayatında ilk kez sağ bek oynamak zorunda kaldı, gayet de iyi oynadı. Delinho son iki sezondur resmen bir şarap gibi, gittikçe futboluyla zevk vermeye başladı. Sağ tarafta yapabildiği kadar bindirme de yaptı, zaten ikinci yarı Özer Hurmacı'nın pek alakası yoktu oyunla, İbo rahat rahat hücuma geldi. Sağ ayağına biraz daha güvenebilse oradan Beşiktaş daha etkili olabilirdi, ama ortalarını hep sol ayakla açmayı deneyince Fenerbahçe savunmasına çok da tehdit oluşturmadı.

Diğer isimse, Nihat Kahveci... 2 sezondur resmen yok ortalıkta, bugün de herhalde kariyerinin en kötü maçlarından birini çıkardı... 90 dakika oyunda kalmasınıysa hem Ekrem'in, hem de Hakan'ın sakatlıklarına borçlu.

Özetlemek gerekirse, Fenerbahçe eğer yakaladığı pozisyonları gole çevirebilseydi, şu an bu yazı tarihi bir farktan bahsediyor olacaktı. Son sözümse bir istatistik olsun... Fenerbahçe, Alex'in doksan dakikayı tamamlamadığı hiçbir lig maçını kazanamamış bu sene...









18 Eylül 2010 Cumartesi

Bülent Uygun'un Ayhan Akman Bahtsızlığı

Bugün Ayhan'ın golünden sonra Bülent Uygun'u görünce aklıma bir şey geldi... Ayhan, Bülent Uygun'un teknik direktörlük zamanında ona karşı oynadığı çoğu maçta gol atmış. İşte bu ilginç istatistik, bugünden geriye giderek...;

18 Eylül 2010 - Bucaspor 0 - 1 Galatasaray: Ayhan 69. dakikada golünü kaydediyor, bu sezon attığı ilk gol Ayhan'ın. Tanıdık bir teknik adama attığı golden, 1,5 yıldan fazla bir süre sonra Türkiye sınırlarında attığı ilk resmi gol :)

2009/10 sezonu, Ayhan bu sezon hiçbir resmi karşılaşmada gol kaydetmemiş. Bülent Uygun da 8 hafta görev yapıp gitmiş Sivasspor'dan, Galatasaray'ın da maçı Sivasspor'la bu süre zarfında değildi zaten.

2008/09 sezonu'nda Ayhan'ın tek bir golü var ligde, o da Eskişehirspor'a, hem de Sivasspor'a karşı iki maçta da oynamasına rağmen. Ama Ayhan bu, Sivasspor'u boş geçer mi, Türkiye Kupası'nda Ali Sami Yen'deki maçta atmış yine 1 tane. Maç da 1-1 bitiyor :) Bu maçtan sonra da Bugünkü Bucaspor maçında kadar Ayhan gol kaydetmiyor.

4 Mayıs 2008 Sivasspor 3-5 Galatasaray: Teknik direktörsüz şampiyon olduğumuz o senenin akıllarda kalan maçlarından biridir bu maç. Ayhan'ın da o sene en iyi performansını gösterdiği, oyunu domine ettiği, golünü de yazdığı maçtır ayrıca. Teknik direktör de Bülent Uygun.

Özetlemek gerekirse, bizim Ayhan son 3 sezonda attığı 6 golün tam yarısını Bülent Uygun'a karşı atmış :)

18.09.10 - Bucaspor 0-1 Galatasaray




5. hafta sonunda zor da olsa puanımızı 9'a yükseltmeyi başardık, Bucaspor'u 1-0 mağlup ederek. Golümüzü 69. dakikada ceza sahası dışından düzgün bir vuruşla Ayhan Akman kaydetti. Maçta kırmızı kart gören olmazken, Galatasaray'da 1, Bucaspor'da da 3 oyuncu sarı kart gördü.

İlk yarı tamamen dengede geçti, iki takim da net pozisyon bulamadi. Serkan'ın bindirmeleri arada bir etkili olacak gibi oldu ama tam istenilen gercekleşmedi. Yazacak çok bir şey de yok zaten oyunun bu bölümü hakkinda.

55-60'dan sonra oyun biraz hızlandı, zaten 69. dakikada da golümüz geldi. Ayhan topu önce bir geriye götüreyim dedi, kaptıracak gibi olunca topu geri kazanıp kaleye döndü, biraz ilerledi, sol ayağıyla direğin iç kısmına düzgün bir vuruş yaptı ve takımımızı öne geçirdi. Kalan 20 (uzatmalarla 25) dakikadaysa tabiri caizse kapandık, kontrataklarla gol aradik hatta 2-3 kere pino'yla çok yaklaştık, ama bulamadık. zaten maçın sonlarını da Buca'nın sol korner direğinde geçirdik, maçı da 1-0 galibiyetle tamamladık.

Genel olarak bir iki not düşmek gerekirse, bir kere bu zeminde futbol mutbol oynanmaz. ikincisiyse, eğer ligde daha ilerlemek istiyorsak oyunumuzu biraz geliştirmemiz gerekecek. Ayhan'ın golü dışında, Pino'nun birkaç fantastik denemesini saymazsak şutumuz yok kaleye. Belki savunma anlamında iyi organize olmaya başladık, ama hücumda da hiç organize değiliz ve kabul etmeliyiz ki iki maçtır şansa goller buluyoruz. Misi'yi ne kadar kısa sürede efektif kullanmaya başlarsak o kadar iyi.

Bireysel performanslara gelecek olursak;

UFUK CEYLAN: Maç boyunca kendisine çok iş düşmedi, ilk yarı soldan etkisiz bir şut geldi, ikinci yarıysa uzaktan İbrahim DAğaşan iyi bir şut çekti ama onu da kontrol etti. Bir ara sakatlanır gibi oldu, ama neyse ki bir sey olmadi, aykut bu, ne yapacağı belli olmaz. :)

SERKAN KURTULUŞ: Bu sezon sağ bekte denediğimiz üçüncü oyuncu Serkan. Asıl mevkiisinde de ilk kez forma giyebildi bu sezon, ki kanımca gayet de iyi bir performans sergiledi. Savunmada yer yer Mendy'e karşı pozisyonunu kaybetse de, yakalamayi başardı. Ofansif bindirmeleri de Sabri kadar etkili olmasa da, Ali Turan kadar kotu degildi. Sabri sakatken onunla devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Oyundan çıkarken çok da acı çekiyor gibi gözükmüyordu Serkan, umarım sadece bir kramptır.

LUCAS NEILL: Geçen haftadan farklı olarak, bugün sağ stoperde başladı Neill. Bugun savunmada yine iyiydi de, takımı ileri taşıyan, bir anda kaleciyle teke tek birakan veya etkili pozisyon bırakan paslarından birini goremedik malesef.

SERVET ÇETİN: Az kalsın kendi kalesine bir gol atıyordu, onun dışında o da normal oynadı. Hücuma pek katkısını beklemiyoruz zaten pas anlamında. Bugün ileri çok pas denememesi takım için iyi oldu.

EMILIANO INSUA: Adını pek duymadık kendisinin, hücuma pek katılmadı, savunmada da pek işi olmadı, etliye sütlüye karışmadı pek yani :) Takımda sarı kart gören tek oyuncu oldu.

MUSTAFA SARP: Lig TV spikeri kendisinin iki maçtır mükemmel oynadığını ima ediyor da, ben valla pek neden olduğunu anlayamadım. O da etliye de sütlüye de karışmıyor, bugünden akılda kalan tek hareketi son dakikalarda Pino'ya ettiği küfür olacak herhalde.

AYHAN AKMAN: Galatasaray'ın en tecrübeli oyuncusu Ayhan. Her sene 1-2 maçta böyle müthiş oynar, gol atar, takımı kurtarır ondan sonra da bütün sene klasik çizgisinde devam eder. Bu maç da o maçlardan biriydi. Belki çok pas yapamadı ama işte, bir anda gol pozisyonu yakaladı, onu da değerlendirdi. Golden sonra sevincini Rijkaard'la paylaşması da bir nevi eleştirilere cevap oldu, malum medyada çok haber çıktı bazı Türk oyuncular Rijkaard'la konuşmuyor diye, Ayhan da onlardan biriydi.

JUAN PABLO PINO: Kolombiyalı, ne kadar etkili bir oyuncu olabileceğini gösterdi bu maçla bize. Tam olarak hazır olmadığı belli, ama haftalar ilerledikçe daha iyi bir Pino izleyeceğimizi düşünüyorum. Sonlarda da Mustafa Sarp'tan iyi bir küfür yedi, pas da verebilirdi ama şut çekmek için çok zor bir pozisyon değildi bence, hem pası kesilebilirdi rahatça.

ZVJEZDAN MISIMOVIC: Demeye dilim varmıyor ama, sahadaki en etkisiz isimlerden biriydi Galatasaray için bugün. Çok pas hatası yaptı, özellikle ikinci yarı topla çok çok az buluştu, onlarda da topu kaptırdı. Zaten golü attıktan sonra Rijkaard hemen onu çıkardı, Cana'yı aldı. Zamanla alışacak takıma umarım.

HARRY KEWELL: Bugün futboluyla çok göz doldurmasa da, yine birilerine sinirlendi, polemiğe girdi... Yapma Daddy Cool, yakışıyor mu sana...

MILAN BAROS: Misi ve Kewell gibi, o da etkisizdi bugün. Tek göze çarpan yanı o korner direğinde vakit geçirirken, İbrahim Dağaşan ona faul yaptıktan sonra onunla dalga geçer gibi hareketler yapmasıydı, Lig Tv kameraları yakalayabildi onları.

AYDIN YILMAZ: Kewell'ın yerine girdikten sonra, sol kanada biraz da olsun hareket getirdi, hatta Baros'a müthiş bir top bıraktı ama Baros az farkla ofsayttaydı. Fiziksel olarak kariyerinin en iyi durumunda, takıma gittikçe daha yararlı olacaktır.

LORIK CANA: Misi'nin yerine, oyunu tutmak için girdi, çok iş düşmedi kendisine. Hatırlayabildiğim tek hamlesi yarı sahayı hızlıca geçmemize yarayan bir pas. Daha çok oynaması dileğimiz.

GÖKHAN ZAN: Sakatlanan Serkan'ın yerine girdi oyuna, son 1-2 dakika için. Girişiyle Neill sağ beke geçti, o da stoperde takıldı 1-2 dakika. Bir tane takımı atağa çıkartan pas atıp bu 1-2 aylık süre boyunca iyi bir iş yapma kotasını da doldurmuş oldu.

Son olarak; daha coşkulu, atak oynayan bir Galatasaray istiyorum ben, gol attıktan sonra Anadolu takımı gibi kapanan değil...



Bucaspor - Galatasaray Maçı Öncesi

STSL 5. HAFTA - 18 EYLÜL 2010 - İZMİR ATATÜRK - 20.30

Lige yeni çıkan ekiplerden Bucaspor karşısında sahaya çıkıyoruz. Uzun süre sonra ligde, bir İzmir takımına karşı oynuyoruz ve büyük ihtimalle İzmir seyircisi takımına büyük destek verecek. Bütün kale arkası biletlerinin bittiği söyleniyor.

Galatasaray'ımız maça parçalı formasıyla çıkacağını siteden açıkladı bile. Bucaspor da büyük ihtimalle düz mavi formasıyla sahada bulunacak.

Takımımızda İzmir doğumlu iki futbolcu var; Mehmet Batdal ve Ufuk Ceylan. İzmir takimlarinda forma giymiş oyuncu sayısıysa 1 fazla; Musa Çağıran.

Futbola gelecek olursak;

Sabri ve Arda gibi çok önemli eksiklerimiz olsa da, favori biziz. Bülent Uygun'un Bucaspor'u, diğer maçlarda yaptığı gibi bu maçta da defansif, rakibi oynatmamaya yönelik bir futbol oynayacaktır. Bu kilidi açmak için topu olabildiğince ayağımızda tutmalı, mümkün olduğu kadar oyunu geniş bir alanda oynamalı ve Misimovic'i tehlikeli noktalarda topla buluşturabilmeliyiz.

Kanat oyununda soldan Insua'nın, sağdan da artık kim oynarsa onun bindirmelerine çok ihtiyacımız olacak, çünkü defansif oynasa da Bucaspor'un bu oyunu çok da iyi sergileyebileceğini zannetmiyorum. Anlık bir bindirmeyle Bucaspor'un o Kanadı felç olabilir, kanatlardaki teknik oyuncularımız (misal Kewell, misal Pino) kendilerine alan bulabilirler. Bu maçtaki ideal 11'imizin ne olması gerektiğine gelirsek;

KALECİ: Ufuk Ceylan: Performansıyla ümit veriyor, Aykut'tan iyidir.

SAG BEK: Serkan Kurtuluş/Barış Özbek/Ali Turan: Defansif olarak son 1-2 maçta Ali Turan fena olmasa da, bu maçta gerçekten defansif olarak çok yardıma ihtiyacımız olacağını zannetmiyorum ben. Ali'nin yerine hücüma katkısı daha yüksek Serkan'ı, veya Rijkaard'ın onu hazırladığı söylenen Barış'ı bu mevkiide görmeyi tercih ederim. Tabii Rijkaard böyle düşünmeyip, yine Ali Turan'ı sahaya sürebilir.

STOPERLER: Servet - Neill: Bence bu ikilinin performansı gittikçe iyileşiyor, Servet hala arada bir sanki Piqué'ymiş gibi toplar çıkarmaya çalışsa da savunmada yardım edebiliyor takıma. Hakan Balta gelene kadar büyük ihtimalle Neill'in partneri olarak devam edecek kendisi. Neill hakkında yorum yapmaya pek gerek yok zaten, takimin kalbi diyebiliriz kendisi için.

SOL BEK: Emiliano Insua: Yeni transferimiz Gaziantepspor maçında sahanın en iyilerinden biriydi, hamleleri yerindeydi, ancak hücuma katkısını arttırabilirdi. Formsuz bir Hakan Balta'dan sonra, savunmada oh çektirtti.

ÖN LİBEROLAR: Mustafa Sarp/Lorik Cana - Ayhan Akman/Elano Blumer: Rijkaard'ın gözdeleri, ligde şu ana kadar her maçta 90 dakika forma giyen Sarp - Ayhan ikilisini bu maçta da göreceğiz gibi gözüküyor. Benim tercihim Ayhan yerine bu maçta Elano olurdu. Hücuma katkısı daha yüksek Elano'nun, ve öldürücü pas atabilen, oyunun yönünü değiştirebilen bir oyuncu. Böyle adamlara, böyle kapanan takımlar karşısında ihtiyacımız var. Mustafa Sarp gibi koşan bir adamıysa, top tekniği 0'a yakın da olsa ligde takımda tutmak gerekebilir, nolur nolmaz. Gonul ister ki Cana oynasın, ama yabancı sınırlamasına takilacak gibi gözüküyor malesef. Bu maçta ona çok da ihtiyaç olacağını düşünmüyorum zaten.

SAĞ AÇIK: Serdar Özkan/Aydın Yılmaz/Juan Pablo Pino: İkisi arasında pek bir fark görmüyorum açıkçası ben. Serdar şu ana kadar ligde forma şansı bulamasa da, bu maçta Rijkaard ona firsat verebilir. O çok eleştirdiğimiz Aydın Yılmaz ise bu sezon şans bulduğu anlarda çok iyi bir performans gösterdi. Rijkaard onu da düşünebilir. Pino'nun ise oynama şansını yine yabancı sınırlaması yüzünden pek yüksek bulmuyorum. Tabi Eğer ortasahada SArp - Ayhan oynarsa Pino da şans bulur.

OYUN KURUCU: Zvjezdan Misimovic: Adama koşmuyor dediler, adam Antep maçında takımın en çok koşanı oldu. Çok iyi bir performans sergileyemedi belki ama, Top tekniğinin ne kadar yüksek olduğunu gösterdi ara sıra. Bu maçta çok şeyler bekliyoruz kendisinden.

SOL AÇIK: Harry Kewell: Yorumsuz. :)

FORVET: Milan Baros: Çok formda olmasa da, neler yapabileceğini hepimiz biliyoruz.

Son olarak... Hiç de kolay bir maç olacağını düşünmüyorum, Bucaspor dirençli, iyi savunma yapabilen ve sert oynayan bir takim. Dikkatli olmazsak maçta sakat bir oyuncu verebiliriz. Bucaspor'un kadrosunda da Ediz Bahtiyaroğlu, Musa Aydin, Manucho, Mendy gibi iyi isimler var. Ancak ben yine de 1-0, 2-0 gibi bir skorla bu maçı alacağımızı düşünüyorum.

Hayırlısı. :)

EDIT: 11'imiz belli oldu: Ufuk - Serkan, Neill, Servet, Insua - Sarp, Ayhan - Pino, Misimovic, Kewell - Baros